ANASAYFA  HAKKIMIZDA  TÜZÜK  ASF KURULUŞ ÖYKÜSÜ  DOSYALAR  ÜYELİK  İLETİŞİM
 
 

  Burada bir zamanlar güneş daha parlak, deniz masmavi ve toprak çok verimliydi. Halk kendi halinde denizinde balık avlıyor, toprağında roka, nane, maydanoz, domates, ıspanak üretiyordu.

  Bir zamanlar cennetten bir köşeydi buralar…Şimdi ise kükürtdioksit bulutları güneşi perdeliyor, petrol atıkları denizin maviliğini kara bir göle çeviriyor, toprağı çürütüyor, içme sularını zehirliyor, bir kibrit çakılsa kuyularımız alev alev yanıyor. Buraları önce careta carettalar terk etti sonra da martılar. Sahilde dans eden yunuslar ise epey bir zamandır görünmüyor. Karaduvar adı artık kavramsal açıdan çevre katliamına eşanlamda kullanılıyor. Bu güzel cennet artık cehennem korkusu salıyor insanların yüreklerine. Ve kara talihi; komşu çay mahallesi’ni, kazanlı , adanalı oğlu ve karaca ilyas kasabalarını, bütünüyle koskoca bir kenti mersin’i tehdit ediyor.

           

  Karaduvar’ ın kara talihi 1960’lı yıllarda Ataş Rafinerisi’ nin bu bölgeye kurulması ile başladı. 1970’ li yıllarda ise Kazanlı Beldesi’ ne kurulan Soda Sanayi A.Ş. , yine o yıllarda kurulan Akgübre fabrikaları ile plansız, insanı ve çevreyi hiçe sayan bir katliamın kurumsallaştırılma hareketinin ilk taşları örülmeye başlandı. 1980’ li yıllarda Kromsan fabrikasının Kazanlı Beldesi’ ne kurulması ve Yeni Taşkent Beldesi’ nde çimento fabrikası ve cam fabrikalarının yerleşim alanları içinde kurulmasıyla bölgemizde EKOLOJİK KRİZ’e davetiye çıkarıldı. (Defaten tekrarladığımız üzere biz ekonomik gelişmeye, istihdama, teknolojiye, üretime karşı değiliz; yalnız çevre ve insanlara saygılı olduğu müddetçe…)

  1983 yılında, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal’ ın ortağı bulunduğu Bayraktar Firması’ nın, dönemin ANAP’ lı Belediye Başkanı Okan Merzeci’ nin katkılarıyla Karaduvar’ a konuşlandırılmasıyla sonunun nereye varacağı belli olmayan bir maceraya sürüklendik. Söz konusu firma, bu tarihte Karaduvar Mahallesi’ nin orta yerinden, kanunlara ve yönetmeliklere uygun olmayan bir şekilde petrol iletim hatlarını döşeyerek zehrin evlerimize girmesinin alt yapısını oluşturuyordu.

           

  Bayraktar Firması daha sonra TUTA Petrol’ e satıldı. Süreç içerisinde aynı bölgeye Opet, Petroleum, GS Petrol, Shell Gaz, Petrol Ofisi, BP Gaz vs. gibi firmalar yerel yöneticilerin izni ile bölgeye yerleştirildi. Böylece kar ve rant hırsı çerçevesinde doğa katliamının kalıcılaştırılması sağlanmaya başlandı.

  Sonradan kurulan bu şirketler, ATAŞ’ ın ruhuna rahmet okutacak tarzda, tanklar arası mesafelerinden, yangın ekipmanlarına kadar hiçbir yönetmeliğe uymayarak tek hedeflerini ortaya koydu: Daha Fazla Kar…

  Bir tarafımız petrol şirketlerinin akaryakıt depoladıkları “TANK ÇİFTLİKLERİ” terminali, LPG ve Petrol dolum tesileri, boru hatları...

  Diğer tarafımız Soda San, Kromsan ve Akgübre…Yarattığı kirlilik, suyumuza, kuyumuza karışıp zaman zaman alev alan, logar kapaklarını bir bomba gibi havalara fırlatan petrol sorunu bir yana dursun, dinamitin ana maddesi olan nitrat, mahallemizin hudutlarında uyuyan bir dev gibi durmakta. On bin tohumun bile Mersin’ i havaya uçuracağı uzmanlarca belirtilen nitrat, Akgübre’ de 85 bin ton stokuyla tüm ihtişamını koruyor. Ve amonyak gazını unutmamak gerekir. 5-10 bin ton civarında amonyak stoku bulunduran Akgübre, bu gazın havaya karışması halinde kuşbakışı 40 km2 içerisindeki ot, böcek dahil tüm canlıları boğarak öldürebilecek bir canavar besliyor. Kapatılan ünitelerin atıkları olan Jips, yağmur sularıyla eriyerek denize karışıyor ve tıpkı gün geçtikçe daha da küçülen dağ gibi sahilimizde yer alıyor. Ayrıca Kromsan’ ın tehlikeli olduğu uzmanlarca da belirtilen atık krom + 6 maddesi yüzünden sağlıklı bünyelerin dolaştığı yerlerde kanser vakarlındaki artış insanı ürkütecek düzeye erişmiş duru mda.

  Bir yanda tank çiftliklerinde meydana gelecek olası bir patlamanın 9.2 şiddetinde deprem etkisi yaratacağı korkusu, diğer yanda Hiroşima’ ya atılan atom bombasından daha şiddetli olacağı savlanan nitrat stokları ve amonyak gazı.

           

  Mahallemize mahsus sanılan bu tehlikeler, kentimizi de tehdit eder durumdaydı. İşte bundan hareketle 1997 yılında MERSİN KIRIKKALE olmasın diyerek yola çıktık. 2004 yılına kadar geçen sürede bir dizi toplantılarımız, eylemlerimiz olmakla birlikte cılız kaldığımızın farkındaydık.

  2004 yılından önce Petroluem tesislerinde, 1 ay sonra Ataş’ ta çıkan yangın üstüne bir de ana cadde üzerindeki logar kapaklarının havaya fırlaması, bahçemizi suluyacağımız, içeceğimiz sulara akaryakıt karışması, denizimizin kirletilmesi bardağı taşıran son damlalardı.

  Ve biz kararlıydık; mahallemizde yeniden kır çiçekleri toplayacaktık.


  Artık hayatımızı kazanmak bir yana dursun can havliyle soluk almak için bir çığlık atmaktan başka bir çaremiz kalmamıştır.
  Hem de kocaman bir çığlık!...

  Bu çığlığımıza karşılık yerel yöneticiler bir depo mühürlemekten öteye gidemediler. Ve gözleri dönmüş bu petrol baronlarını kiralık adamlarca bizleri kaba kuvvetle yıldırmaya çalıştılar hem de o mühürleri kırarak.evlerimizin altından, çocuklarımızın oyun alanlarından petrollerini sevketmek için boru döşemek amacıyla çukur açtılar. (Bu yasa ihlali nedeniyle bölge halkı dava açmıştır. Mersin 2.Sulh Hukuk Mahkemesi’ nin 2004/1721 E ve 2005/2552 K sayılı dosyası, bölge halkının haklılığını ortaya koymuştur.) Ok yaydan çıkmıştır artık. Hayatımız girdik boru döşemek için açılan o çukurlara yattık iş makinalarına karşı.

  Zaten canlı halde teneşirde yaşarken çığlığımızı duyurmak için şehir merkezinde üstü çıplak yürüyüşler yaptık. Yine kimse duymadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtık ve devam etmekte.

  Biz geçmiş temiz denizimizi, havamızı, kentimizin can güvenliğini istiyoruz, imlansızı değil… Bütün bunlar olurken yeni yönetmeliklerle petrol dolum tesislerine 500 metre yakın yerleşim yerlerinin boşaltılacağı bildirildi. Bizler yüzyılı aşkın bir süredir oradaydık, onların kentimizdeki “kirli” mazileri ise bellidir. Dolayısıyla biri gidecekse bu bizler değil dolum tesisleri olacaktır.

  VE PATRONLAR ÇEVRE YASASINA KARŞI ÇIKIYORLAR

  Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu(TİSK) çevre yasasında yapılmak istenilen değişikliğin işverenlere yeni yükler getirdiğini, bu yüzden işçi çıkartmak zorunda olduğunu söylediler. Tehdit ediyorlar!...Bu yasa 4 kez parlamentonun gündemine geldi ama patronlar görüşülüp kabul edilmesine izin vermediler ve yasa tasarısı 4 kez geri çekildi.Çünkü patronlar her şeyin kendilerinin oluğuna inanıyorlar.Yer, gök, hava, su toprak…Hava, onların işyerlerinden dumanı, isi, pis kokuları, zehri taşıyıp durur.Onlar için orman, kerestedir. Yeşil alanlar, parsel parsel arsa demektir.Asla vicdanları sızlamaz. Bu yüzden yasa masa istemiyorlar ve bir yasayı 4 kez geri çektirecek kadar örgütlü güçleri var.

  Ormandan, denizden, bir nefes havadan, bir yudum sudan, yeşilden, maviden kısacası bu cennet memleketten yana olanlar da örgütlenerek bunlara karşı seslerini, tepkilerini örgütlü olarak ortaya koymalıdırlar.

  Artık biz de mücadelemizi dağınık olmaktan kurtaracak bir çatı altında toplayacaktık. Kolektif bir yapıyla mahallemizden çıkıp kentle bütünleşmeliydik ki çünkü meselemiz sadece bizden ibaret olmadığını anlamıştık. Koskoca bir kenti, bir ülkeyi ve hatta dünyamızı ilgilendiren bir meseleydi.

           

  Kendine Sahip Çık Kentine Sahip Çık sloganıyla bütünleşen bu topluluk, kolektif bir üretimin sonucu AKDENİZ SOSYAL FORUMU olarak 21 Aralık’ ta mücadelemizin kurumsallaşmasının ilk adımını attı.

  Ve çığlığımızı arttırmanın zamanıydı!...Kazanlı’ da çevre dostu akademisyen arkadaşlarımızın katılımıyla bir panel düzenlendi. Yaşayanlar artık durumun vahametini daha iyi anlıyorlardı.Valilikten TBMM’ ne kadar en etkili ve yetkili organlardan değil de Avrupa’ da bizim gibi düşünen, çevre önemini kavrayan bir arkadaşımızın kulaklarında yankı buldu çığlığımız.Avrupa Parlamentosu Yeşiller Milletvekili Cem Özdemir 5 Mart 2005 tarihinde Brüksel’ den Karaduvar’ a gelerek sorunlarımızı dinledi, üst platformlara taşıyacağını belirterek artık kendisinin de bir Karaduvarlı olduğunu söyledi coşku ve heyecanın dorukta olduğu Karaduvar Halk Toplantısı’ nda.

  Bu durum bize gösterdi ki yalnız değildik. Yerkürenin farklı noktalarında bizim gibi hassas, doğaya duyarlı dostlarımız vardı. Yaşadığımız çevre bilinci için aradaki mesafelerin çok da önemli olmadığını ortaya koydu bu durum.

  Ayrıca insanların ruh ve beden sağlığını bozduğu uzmanlarca belirtilen baz istasyonları da yanıbaşımızda birer mantar gibi türemekte. Yargıtay’ ın, yerleşim alanlarına kurulmasını uygun bulmadığı bu istasyonlara mülki amir ve yerel yöneticilerin verdiği “Uygundur” kararına Çağdaşkent ve Karaduvar Mahallesi sakinleri tepkilerini, önce sokağa çıkarak, daha sonra da mahkeme yoluna başvurarak dile getirdiler.

  Akdeniz Sosyal Forumu kendine ve kentine sahip çıkanlarla beraber hareket eder.


  AKDENİZ SOSYAL FORUMU,
  Kendini sadece çevre sorunu ile sınırlandırmayan, sosyal, ekonomik, çevre, vb. problemlerin iç içe geçtiğinin bilincinde olan, kolektif bilinci iradeye ve giderek kolektif örgütlenmeye dönüştürmek isteyen, kendisine sahip çıktığı oranda kentine de sahip çıkacağının farkında olan Başka Bir Dünya Mümkündür’ ü bugünden kurmak isteyenlerin SOSYAL OLUŞUMUDUR.

  BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR!...

  KENDİNE SAHİP ÇIK, KENTİNE SAHİP ÇIK!...

  AKDENİZ SOSYAL FORUMU


   
Kullanıcı Adı :
Şifre :